TALA KARINCA YUMURTASI KREMİ

Tanım

ARKADAŞLAR YENİ BİR ÜRÜNLE KARŞINIZDAYIM.ÇOK ETKİLİ BİR ÜRÜN,SAĞLIK BAKANLIĞI ONAYLI VE ÜRÜN ALMADAN ÜYE OLABİLİYORSUNUZ.MUTLAKA SİTEYİ İNCELEYİN

Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım

Kategoriler


ZİYARETÇİ DEFTERİM Guestbook

BEDİRHAN GÖKÇE

HARİKA BİR ANLATIM GÖZLERİNİZ DOLACAK


Tarih: 14:39, 12/2/2007 Kategori: HIKAYELER
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

HAYATIN ANLAMI

"Hayatının anlamı senin bakışlarında gizli
        
Hayatın Anlamı,

Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğunu kendi
kendine sormaya başlamış.

Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar
vermiş... Ama aldığı cevaplar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir cevabı
olmalı  diyormuş.. Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş... Köy,
kasaba, ülke dolaşmış bu arada zaman da durmuyor tabi ki.

Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona - "Şu karşıki
dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o
sana aradığın cevabı verebilir. "  demişler.

Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan
içeri girmiş ve bilgeye "Hayatın anlamının ne olduğunu" sormuş ...

Bilge sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor
demiş...

Adam kabul etmiş... Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de
silme  bir şekilde zeytinyağı doldurmuş. Şimdi çık ve bahçede bir tur at
tekrar  buraya gel... Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin,
eğer bir  damla eksilirse kaybedersin..

Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış evet demiş
kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı(!)

Adam şaşkın... Ama demiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki... Şimdi
tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip
gel, demiş Bilge... Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler
büyülemiş muhteşem bir bahçedeymiş çünkü... Geri  geldiğinde bilge, adama
bahçe nasıldı diye sormuş... Adam gördüğü güzellikler karşısında
büyülendiğini anlatmış..

Bilge gülümsemiş, ama kaşıkta hiç yağ kalmamış demiş ve eklemiş

-Hayat senin bakışınla anlam kazanır ya sadece bir noktayı görürsün hayatın
akıp gider sen farkına varmazsın...Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin
tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır...

"Hayatının anlamı senin bakışlarında gizli"


Tarih: 23:45, 29/12/2006 Kategori: HIKAYELER
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

SERÇE'NİN ÖLÜMÜ

Bir baba ve çocuğu parkta yürüyorlardı. Çocuk şımarıkça babasını çekiştiriyordu. Ne görse almak istiyor, babası da onu hiç kırmıyordu.
-Ben biricik oğlumu üzer miyim hiç!
Her istediğine kolayca ulaşan bir çocuğun nasıl doyumsuz olacağını ve büyüdükçe ya bencil ya da en ufak bir sorunda mutsuz, asabi olacağını düşünmüyordu bile.
Çikolata, dondurma oyuncak derken, çocuğun gözü yemyeşil dallara konan-kalkan güzel kuşlara takıldı. Babasının çocukluğunda yaptıklarıyla ilgili anlattıkları aklına geldi;
-Baba sen çocukluğunda sapanla kuş avladığını söylemiştin ya!
-Evet, köydeyken sapanla çok kuş avlamıştım.
Çocuk ağaçtaki kuşları gösterdi;
-Ben de senin gibi avlamak istiyorum.
Adam güldü;
-Yok be oğlum, burda görürlerse kızarlar.
-Bana ne, ben de sapanla kuş avlayacağım.
Adam bir iki vazgeçirmek istedi ama şımarık yetiştirdiği çocuğunun vazgeçmeyeceğini hemen anladı.
-Tamam, ben çevredeki oyuncakçılarda sapan var mı bir arayım. Bu arada sen dedenin yanına git otur ama kesinlikle dedene anlatma. Deden çocukluğumda bir gün kuş avladığımı duyunca çok kızmıştı bana, iyi bir de dayak atmıştı.
Çocuk istediğine kavuşacak olmanın sevinciyle dedesinin yanına koştu, oturdu. Babasının nereye gittiğini soran dedesine sadece "Bana oyuncak almaya gitti. " dedi. Parktaki güzel havayı içine çeken, kuş seslerini dinleyip huzur bulmaya çalışan dedesi de başka bir şey sormadı, sustu.
Az sonra babası gelmişti. Dede görmeden çocuğa göz kırpıp cebindeki şişkinliği işaret ettikten sonra;
-İstediğin oyuncaktan kalmamış oğlum. Gel seninle biraz da ağaçların arasında yürüyelim.
Çocuk sevinçle babasına koştu. Dedesi "istediği oyuncak alınmayınca ortalığı birbirine katardı bu çocuk. Büyümeye mi başladı nedir!" diye düşündü, fazla üzerinde durmadı.
Çocukla uzaklaşan baba fısıldadı;
-Ortalık yerde sapan kullanırsan herkes kızar. Hem ağaçların arasında daha çok kuş vardır.
Dede oğluyla, torununun arkasından baktı; "Uslanıyor kerata uslanıyor. " diye mırıldandı. Sonra yine çevreyi seyre daldı. Birden gözleri bir renkli kuşa takıldı; "-Alaca serçe. " Yüzünde bir sevinç dalgası dolaştı. " -Nadir kuş, çocukluğumdan beri görmemiştim böyle rengarenk serçelerden. " Yüreğinde bir heyacan duydu, ayağa kalktı. Çocukluğundaki gibi kuşların peşisıra koşmak istiyordu sanki. Hatıraları da o kuşla gökyüzünde kanat çırpıyordu. "-Alaca serçe. Hey Allahım, şu işe bak hele, dağda bayırda zor rastladığım serçe, bu parkta ha!". Kuşu takip ederken, kuşun dallar arasında bir yuvaya yaklaştığını gördü. Yüreği pırpır etti. Yuvada da bir dişi kuş vardı. Sanki, ağzında yemle gelen erkek kuşu karşılamak ister gibi sevinçle havalandı.
İhtiyar adam rahatsız etmemeye çalışarak, biraz daha yaklaştı. Onların bu sevincine ortak olmak ister gibiydi.
Yuvanın olduğu ağaca epey yaklaşmıştı, sevinçle kuşlara başını çevirmişti ki, dişi kuş göğsüne isabet eden bir taşla, acı çığlıklar atarak havada çırpınmaya başladı.
İhtiyar adam, kalbinin sıkıştığını, gözlerini yaşardığını hissetti. Kuşun çırpınarak gittiği yöne koştu. Kuş, parkın ortasına düşmüştü. İhtiyar adam yaşaran gözlerini silmeye çalışırken, erkek kuş çırpınarak ölen dişi kuşun yanına kondu.
Her zaman insanlardan kaçan erkek kuş, o anda yakındaki insanları görmüyor gibiydi. Eşinin yanına inmiş, bağırarak onu uyarmaya çalışıyor. Öldüğüne inanmıyormuş gibi sanki "Kalk insanlar geliyor" diye bağırıyordu.
Kuşun bağırışlarına toplananlar, saygı ve acı dolu bir şekilde uzakta durdular. Ortalıkta kuşun feryadından başka ses duyulmuyordu. Kuş gagasıyla eşini kaldırmak istiyor, itekliyor, çekiştiriyor, bağırıyordu.
Yaşlı adam torunuyla, oğlunun koşarak ağaçların arasından çıktıklarını gördü. Yüzlerinde ilk gördüğü gülüş ve torununun elindeki sapan herşeyi anlatıyordu. uzandı sapanı alıp, kırdı. oğluyla torununu ağlayan serçeyi görmeleri için, öne doğru itekledi. Torununa hiç bir şey söylemedi ama gözü yaşararak oğluna söylediklerini, torununun da duyacağı yükseklikte söyledi;
-Eşini kaybeden şu kuşun feryadını dinle önce, sonra da yuvada açlıktan ölecek yavruları düşün ve azcık vicdanın varsa utan. Çünkü ben senin bu yaptığından utandım.
Şımarık torun, dedesinin ilk defa ağladığını görüyordu. Erkek kuşun feryadları karşısında kendisi de, belki ilk defa şımarıklıktan değil, kalbinde başka bir canlı için duyduğu üzüntüden ağlıyordu.

Yazan: Ahmet ünal ÇAM


Tarih: 17:39, 17/12/2006 Kategori: HIKAYELER
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ANNENİN GÖZYAŞLARI

Orta yaşlı kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.

Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde, çocuğunun “Anneciğim, anneler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşündü, “-Ya gelmezse, ya izin alamadıysa. ” İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti.

Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı. . Telaşlı halini gören eşi, sorup durmuştu; ” Bu telaşın niye?” diye. Ama cevabını bir türlü alamamıştı. Sonunda da kadın; “-Bu gün evde işim çok, sen git-gez biraz” diye ısrar ederek, eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” diye düşünmüştü. “Gelmezse” düşüncesiyle bir daha yüreği titremişti.

Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi; “-Gelemiyorsan, bir telefon et bari, ‘anneciğim’ de. . ” İçinde sıkıntı artmaya başlamıştı; “-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o belki hatırlamadı bile. ‘Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur’ sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım, bir telefon eder en azından. Hoş telefon yetmez, özledim yavrumu, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü. Hıh. . yaramaz, dediğimi duysa yine darılır, ‘Beni çocuk gibi sevme’ der. Sanki nasıl seveceksem…”
Çocuğunu düşündükçe, onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor, farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, yeniden durgunlaşıyordu. “-Gelmeyecek, telefon bari etse. . ” diye düşündü istemeye istemeye. “-Sesini bari duymuş olurum”. Tam böyle düşünürken, cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk telefona uzandı. , ekranına baktı, arayan oğluydu.
Sevinmeli miydi? sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı. Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü, sarılamayacak mıydı yavrusuna?
Açtı telefonu;
-Alo. .
-Alo, nasılsın anneciğim?
-Sağol yavrum, sen nasılsın?
-İyiyim anneciğim.
-Ne yapıyorsun, işler nasıl?
-Biraz zor oldu ama alıştım, hem bu şehre, hem de işe alıştım.
-Öyle mi yavrucuğum.
Söylemiyordu işte ne telefonda kutluyordu, ne de gelmiyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;
-İzin aldın mı yavrum?
-Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin.
-Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı?
-Ha, anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.
-Sen sen. . bunun için izin almadın mı?
-Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.
Orta yaşlı kadın durakladı, sesine hakim olmaya çalıştı.
-Öyle mi, nasıl biriymiş bu?
-Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır, beni bekliyor şimdi.
-Ben… şey… tamam yavrucuğum. Şey, umarım o da seni seviyordur.
-Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?
-Dışardaydı yavrum. Hah. . kapı çalıyor, sanırım baban geldi.
-Tamam anne selam söyle, ben de mis gibi kokuların geldiği, dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzelinin kapısındayım.
-Tamam yavrum, söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah’a emanet ol.
Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken, gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.
Kapıyı açtığında, boynuna atılan oğlunun “-Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi. Oğlu; “-Anneciğim, seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim, lütfen ağlama” dese de, annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Yazar : Ahmet Ünal ÇAM


Tarih: 17:26, 17/12/2006 Kategori: HIKAYELER
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

BULUNMAYACAK TEK ŞEY SENİN BENZERİNDİR

>>Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkân için yeterliydi.

>>Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı.

>>Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle...

>>Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola  uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu.

>>Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp:

>>- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!"

>>Çocuk, ona dönerek:

>>- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacağım doğuştan eksik".

>>- "Bence önemli değil!" diye atıldı adam. "Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı veya vicdanı."

>>Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

>>- "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi."

>>Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

>>- "Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?"

>>- "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz.

>>Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..."

>>Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işâret ederek:

>>- "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?"

>>Çocuk, başını yanlara sallayıp:

>>- "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi, "Almam mümkün değil ki!"

>>- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düşer. Zâten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder."

>>Çocuk biraz düşünüp:

>>- "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?"

>>- "Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan  bir çocuğa satarım."

>>Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

>>- "Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu.

>>- "İkiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, "Üçe geçtim sayılır."

>>- "Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı  senindir, sattım gitti!"

>>Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi.

>>İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek

>>- "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum."

>>- "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?"

>>- "Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş..." dedi adam, "Antika eşyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder. Al sana parası."

>>Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi.

>>Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya.

>>Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

>>- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini başlattınız  ya!"

>>Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu.

>>Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:

>>- "Babam haklıymış!" dedi. "Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok! demişti."

>>  Her Rüzgar Savuracak Bir Toz bulur,

>>* Her Hayat Yaşanacak Bir Can Bulur,

>>* Her Umut Gerçekleşecek Bir Düş Bulur

>>* Bulunmayacak Tek Şey Senin Benzerindi

 


Tarih: 21:21, 13/12/2006 Kategori: HIKAYELER
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

GÖÇ VAKTİ

Sevdanın peşinden göç ettim bin şehre..Kendime bulduğum köhne bir kuytuda yaşıyorum şimdi..Neyim var nasılım? Bilmiyorum.. Darmadağın bir yatak , biraz yalnızlık , bolca hüzün sarıldı koynuma..Kahve içmeye gelen sıkıntılarım var hep senin oturduğun köşede..
Elde yıkadığım eski acılarımı güneşe asıp, anılarımızı havalandırdım..Hafif bir rüzgar ve senden kalan zerrelerde uçuştu..Maşuk hallerimin yabancısı oldum..Gülümsememe aldanma..Gülümsemelerimin yatağı gözyaşlarımda saklı..Hatırlar mısın ki yine gitmiştin böyle bir sabah vakti.. Oysa bilseydin her gidişinde , daha çoğ
um kalıyor sende ..Gider miydin?
Gülüyorum yine.. Acıdan olsa gerek.. Sende olduğum çokluğun yalnızlığındayım.. ya ondandır belki.. Yalnızım ama acımıyorum.. Hem zaten şair ne demiş “artık acıyı duymamaktır yalnızlık ..” Şimdi yine başımda dolanıyor gölgeler..Siyaha bürünmüş beyaz bir suret dolanıyor beynimin hücrelerinde ve duvara süzülen gölge.. Bildik bir yüz.. bu gölgeye aşinalığım var sanki..Yavaşça süzülüyor aklımın odalarında..dokunsam diyorum..Uzatıyorum elimi.. tam dokunacakken dokunamadığım yerde başlıyor içimdeki uzak ..ve gecenin dilindeki tuzak içine çekiyor beni.. Şimdi ise Güneş batıyor sabahın en eski saatinde..Yol ucundaki kararsızlığım yıldız yıldız parlıyor yeşil tepelerde..Hafif bir rüzgar geziniyor tenimin en ücra köşelerinde..    Ürperiyorum.. Güneşe dokunmak istiyorken yüreğim, ürperiyor içim.. Zaten neye dokunsa üş
üyor ellerim...Durmadan yitirmekten olsa gerek.Ellerim yitirmelere çok tanıdık..Dokunmamak adına ediyorum tüm yeminleri..Kime dokunsam kanıyorum diyorum..
Ve bir gölge ile bozuyorum bize dair tüm ezberleri..Herkes anlatıyor sensizliğime dair bildiği sözleri..Uçuşuyor sözler..hangi söz değse kulağıma biraz daha gömülüyorum içimde açtığ
ım çukurlara..
Zaman sensizliği gösterirken kandırmaya yetmiyor hiçbir söz..En çoğalan yanımda en azalan oluyorum..Edilgenliğim sen iken, hiçbir cümle avutmuyor kendine küsmekten yorulmuş hayallerimi..Yine bir umut süzülüyor derken aklıma geliyor yaşanılmış sanılanların ardında yıpranan yaşanmamışlıklar..Öyle acımasız, öyle hoyrat ki yaşadığımız her şey, neye umutlansam olmamışa dönüyor.Olmamışların tanrıçası gibi bakıyor dünyaya gözelerim..Sözlerim ne hüzün ne umut..Kendine saklanmış
sessiz bir mutluluk senfonisi..
Gözlerimde kalan son perdenin gülümsemesi gibi gülüyor maviye çalan heveslerim..
Kanatlandı yine sana dair sevdam.. Dur durak bilmeden kanat çırpmaya başladı Aşk düşleyen yüreğim..Sonsuz gökyüzünün sessiz martı çığlıklarında boğulmaya adıyorum ş
imdi kendimi..
İşte yine göç vakti.. yine sevdanın peşine düş
me saati..
Ve bilmeden gideceğ
im yolu beklemekten gidiyorum..
Ses ver bana..Hangi sevdamın, hangi şehrindesin?

                                                         CANIM YEĞEN'İM SEDA'DAN


Tarih: 20:59, 13/12/2006 Kategori: HIKAYELER
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->